21 Kas 2006

Fındıklı RAC - Duyuru


Arkadaşlar Yasemin'in şimdiye kadar hazırladığı bu seneki ilk 5 bülten'e ve başkanımız Aslı'nın hazırladığı 1. Asamble raporuna aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz. Takıldığınız bi noktada da bana e-mail yoluyla ulaşabilirsiniz.
RAC sevgi ve saygılarımla,
Bora

Bülten 1-2-3-4-5 için tıklayın
Asamble raporu için tıklayın

20 Kas 2006

Fındıklı RAC Asamblesi Gerçekleşti


Fındıklı Rotaract kulübümüzün 1. Asamblesi, 15 Kasım 2006 tarihinde Peri Petie'de yapılan etkinlikle başarıyla gerçekleşti. Başkanımız Aslı'ya ve komite başkanlarına kendi adıma teşekkürlerimi sunuyorum. Toplantıya Fındıklı Rotary'den konuk olarak katılan sayın Rotaryenlerimiz de asamblemizi onurlandırmanın yanısıra, asambleyi beğendiklerini, güzel bir asamlbe gerçekleştiğini vurgulayarak bizi bir kez daha mutlu ettiler. Toplantı esnasında öne çıkan başlıklar doğal olarak ağırlıkla komitelerimizin planladığı projeler, kurucu Rotary kulübümüz Fındıklı Rotary ile olan ilişkilerimiz ve organizasyonlarda işbirliği amacıyla diğer Rotary kulüpleriyle olan işbirliği çabamıza yapılan vurgu ve kimi zaman yaşadığımız zorluklardı. Toplantının başında, Yasemin arkadaşımız tarafından kulübümüzün 5. bülteni, Aslı tarafından da Asamble dosyaları üyelere verildi. Bülten her zamanki gibi güzeldi, ancak asamble dosyası... Daha önce asambleye katılmadığım için mi bilmiyorum ama Aslı çok uğraşmış ve son derece kapsamlı ve güzel bir dosyayla karşılaştım bu ilk asamble tecrübemde. Bunu kitapçık mı yapsaydık acaba yahu? :)

Misyonerlik ve Türkiye


oldukça beğenerek okuduğum !l imzalı bir yazının başlığı. benim de bu konuda söylemek istediğim 1-2 nokta var: !l'nin de dediği gibi, misyonerlik faaliyetlerini 765 sayılı eski türk ceza kanunu yasaklamakla birlikte bu yasak sonradan kalkmıştır. kalkması kanımca demokratik açıdan son derece doğrudur ve türk anayasal sisteminin de kendisiyle çelişmesine engeldir. anayasamızın 24. maddesi de din ve vicdan hürriyetini düzenlemektedir. 14. maddedeki şartların saklı kalması kaydıyla da 24. maddenin suistimal edilmesi engellenmiştir. söz konusu maddeler şu şekildedir: vı. din ve vicdan hürriyeti madde 24.– herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir. kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. din ve ahlâk eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. ııı. temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması madde 14.– (değişik: 3.10.2001-4709/3 md.) anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. anayasa hükümlerinden hiçbiri, devlete veya kişilere, anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir. bu maddeler ışığında olaya baktığımızda, ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerinin çok dikkatli bir şekilde yorumlanmasının gereğini görüyoruz. din gibi hassas bir kavram söz konusuysa eğer, ve bu konunun tartışıldığı ülke de demokrasinin kendine olan özgüveninin tekrardan yeni yeni oluştuğu bir dönemde olan türkiye'yse, bu konunun ne denli ivedilikle incelenmesi gerektiği dikkat çekmektedir. kanımca, misyonerlik faaliyetleri yasaklanmamalıdır, meğer ki bölücü bir faaliyet muhteva etsinler. ayrıca türkiye kökenli bir sürü islamcı kuruluş -her ne kadar ben kendilerinden hiç haz etmesem de radikal dinci oldukları için birçoğu- istedikleri gibi ab ülkelerinde dahi faaliyet gösterebilmektedirler, kimse onlara "dur bakalım hemşerim nabıon sen?" tarzı bir reaksiyon göstermemektedir. kaldı ki türkiye gibi, çeşitli cemaatlerin başta üniversite öğrencileri olmak üzere geniş kitlelere kancayı taktığı bir ülkede, hayli hayli izin verilmelidir. hali hazırda müslüman olan bir insanın cemaatin maşası haline getirilmesinin de misyonerlikten hiçbir farkı yoktur. veya düşünsenize bir, siz bir gayrimüslim arkadaşınıza islamı anlattığınız için o sizin hakkınızda suç duyurusunda bulunduğu takdirde savı hakkınızda bu maddenin ihlali iddiasıyla dava açabilecektir. olaylara tek taraflı bakmamak lazımdır. ayrıca; eğer din ve vicdan hürriyeti türkiye'de anayasaca korunma altında olmadığı takdirde, deyim yerindeyse "işin içinden çıkılamaz". bir arkadaşına "ben kiliseleri çok beğeniyorum bizim camiler gibi diil çok temiz tutuyolar" bile desen hakkında bu maddeye dayanılarak dava açılabilir. bu gibi riskler konusunda avrupa birliği'nin son aylarda orhan pamuk meselesi dolayısıyla ortaya çıkan şapşallığına bakmak da yerindedir diye düşünüyorum. avrupa birliği'nin 2537 sayılı yeni tck'daki o meşhur 301. madde konusundaki tavrı ortadadır. o 25 ülkeli koskoca supranasyonel ab bile, yeni türk ceza kanunu tasarısını 301'in nasıl yorumlanabileceğini düşünmeden, bu günleri görmeden onaylamıştır diğer tüm tck maddeleri gibi. şimdi de çıkmış diyorlar ki "o maddeyi kaldırın". hukuk, pür dikkat isteyen bir daldır. bilim dalı olmasa da, tüm bilim dallarıyla en önemli ortak özelliklerinden biri budur bence. ve demokrasi ve özgürlükler de hukuka göbek bağıyla bağlılarsa? kararı sen ver ey yurttaş...

* : Private Sözlük'teki yazımdır, reddy rumuzuyla yazmaktayım.

14 Kas 2006

Deneme: Ömrümün Son Sahnesi ve Sen...

ömrümün son sahnesi ve sen

ömrüm hem önemli hem de bir noktada önemsiz benim için,aslında önemliyim kendim için.önemliyim çünkü bu can benim ve bu bedeni hayatım boyunca taşıdım,taşıdım kendim için.ve taşıdım birçoğunu görmeye hayatın nesnelerinin.iyiyi de gördüm kötüyü de,çirkini de gördüm güzeli de.ve bunların birer izafi kavram olduğunu da hem gördüm hem anladım.benim iyi bulduğumu başkası kötü,çirkin bulduğumu güzel buldu.ama diyordum ve hala diyorum ya işte,önemli olan benim benim için.çünkü farkındayım hayatını biri için adamakla kendini harcamak arasında fark vardır,bir noktada biraz bencil olmak durumundasındır.çünkü biraz da olsa bencillik olmazsa içinde,benliğini ve vücudunu koruyamazsın ve birisi için kendini adadığında ona faydan olmaz öylesine ucuzca adanmış,kendine değer vermeyen bir insanın bedeniyse sendeki...

hayatımın bir döneminden diğer dönemine geçiş zamanıydı,ben bunun farkında değildim çünkü devrimler sessizce olur dünyanın her yanında.ve devrim gerçekleştikten sonra devrim denilir."haydi devrim oluyo,oldu!" denilen devrime devrim demem,naylon devrimdir o.tıpkı fransız ihtilaline yıllar sonra ihtilal dendiği gibi,tıpkı bastil zindanının basıldıktan sonra basit bir baskın olmadığının anlaşılması gibi...çok mu politik bir örnek oldu seni anlatmaya çalışırken güzellik?bence hayır,zaten politika da hayatın ta kendisi değil mi?işte arkama dönüp baktığım zaman farkettim ki bir geçiş dönemi oldu,bir devrimsel nitelikte değişim/değişimler.ve iyi yönde mi kötü yönde mi henüz anlamadığım bir değişim oldu.sanırım uzun yıllar sonra anlayacağım hangi yönde olacağını,ama şimdi emin değilim.

lakin emin olduğum birşey var ki,o da bu dönem bana çok güzel bir armağan verdi.bir bebek,bir melek,bir uğruna düzgün bir hayatın adanabileceği,ama "lüzumsuz" bir hayatı da haketmeyecek kadar temiz,pak...sendin o,sendin şimdi gözümü kapadığımda silueti göz kapaklarıma oturan.gecelerce uğruna şiirler yazılası,adına sadece beni ilgilendiren,başkası için hiçbir şey ifade etmeyen ve ifade etmemesi gereken tek kişilik destanlar yakılası.bir hayal kuruyorum bu devrimin ardından,devrimler bitmez malum yenileri eklenmeli.hani bir ülkenin kurtarıcısı demiş ya "daha herşey yeni başlıyor,yeni bir ülke kuruyoruz şimdi,düşmanı kovmak tek mesele değil" diye,onun gibi işte benim için de herşey bir kez daha başlıyor yeniden,yeni bir dünyayı ardı ardına adımlarla kuruyorum seninle sevdiğim.hayallerimle de harmanlıyorum önümdeki gerçeklerle yeni seni ve yeni beni,yani "biz"i kurarken kafamda.ve sen ve ben "biz" olunca,o zaman yeni hayatı sürdürmenin heyecanı tüm ateşiyle saracak beni,ama bu ateşin bir farkı olacak.o ateşin yanması bedenimizi eritmeyecek,hayatın içinde daha güçlü bir şekilde var edecek,o ateş canımızı yakmayacak yani,sadece aramıza girmeye çalışanların canını yakacak.çünkü sen de ben de çok iyi biliyoruz ki,benim ömrüm seni sevmekle nihayet bulacak...

(Private Sözlük'te yazdığım yazı.)

Ermeni soykırımı iddiaları üzerine

diaspora ermenilerinin ve ermenistan ermenilerinin (asil olayi diaspora yurutmektedir) yillardir guttukleri kin davasinin konusu.efendim olay soyle baslar;genel hatlariyla anlatmak gerekirse,birinci dunya savasi patlak vermistir ve bu savasin taraflarindan biri olan osmanli imparatorlugu son yillarini yasamaktadir.savasin karsi tarafinda yer alan ingilizler,fransizlar ve ruslar ise osmanli’nin parcalanmasini kolaylastirmak icin uzun yillardir osmanli bunyesinde yasayan ve bircok soydaslari osmanli’da en yuksek rutbelere kadar gelmis olan,osmanli’nin guvenini en fazla kazanmis olan tebaa olduklari icin de "tebaa-i sadika" olarak nitelendirilen hristiyan bir azinlik olan ermenileri "denizden denize ermenistan",yani topraklarinin bir ucu akdeniz,bir ucu karadeniz kiyilarinda olan bir "ermenistan" vaadiyle gazlamaktadirlar.malesef bu gaza gelen ermeniler de dogu anadolu bolgesi’nde,kurduklari hincak ve tasnak cemiyetlerinin onderliginde silaha sarilip bolgedeki kendilerinden olmayan halki katletmeye baslarlar.isin bir baska aci yani ise,baskent istanbul’da osmanli devlet organlarinda calisan ermenilerin dogudaki faaliyetlere destek vermesidir.ve bu olay osmanli tarafindan farkedilince gerekli onlemler sira ile alinir.ivedilikle harekete gecilmesi gereken bu konuda ilk adim 24 nisan 1915 gunu bu tezgahi duzenleyen ve destekleyen yaklasik 3000 ermeninin idam edilmesiyle atilir.arkasindan da bir tehcir kanunu cikartilir ve agirlikli olarak dogu anadolu bolgesi’nde yasayan ermeni nufusunun savas sonuna kadar baska bolgelere aktarilmasina karar verilir.bu arada da ermeni cetelerine karsi da mucadele surmektedir.ve bu onlemler sonucunda,ermeniler bu ihanetlerine karsilik,hayatlari boyunca unutamayacaklari bir tokat yerler.toplam olarak yaklasik 300.000 civarinda ermeni (1,5 milyon diye propaganda yapmaktalar ancak alakasi yok,gercek rakami soylerlerse soykirim iddialarinin kabulu acisindan oldukca zora girecekleri kesindir) tehcir sirasinda suriye’ye goturulurlerken yolda zorlu kis sartlarindan dolayi hayatlarini kaybederler.ayrica bu rakama catismalarda olen ermeni cetecileri de dahildir.1.dunya savasi’nin ardindan sag kalan ermeniler de savas oncesi ikametgahlarina donmuslerdir.boylece topraklarimizdaki parcalanma tehditlerinden biri ortadan kalkmis,lozan antlasmasiyla da son nokta konulmustur.iste ermeniler bu olayin bir soykirim oldugunu dunyaya anlatma derdi icerisindedirler.ancak kendileri de gayet iyi bilmektedirler ki,ortada birlesmis milletler’in de belirledigi soykirim kriterlerinden eser yoktur.ancak tazminat ayagina para ve toprak koparmak icin halen her 24 nisanda cesitli ulkelerde yapilan mitinglerin yanisira ust duzey olsun alt duzey olsun her turlu propagandayi yurutmektedirler,isine gelen ulkeler de sozde soykirimi yasalastirmaktadirlar,bunlarin basinda 400.000 ermeninin yasadigi fransa gelmektedir.ayrica bu olay(lar)a iliskin bir baska ilginc not da sudur;savas sonrasi bir kisim ust duzey osmanli devlet adami ingiliz ordusu tarafindan tutuklanarak malta’ya surulurler ve emperyalizmin sozde mahkemesine cikarilirlar.buradaki en onemli konulardan biri de "ermeni sorusu"dur.osmanlilar savunmalarini yaparlar,ardindan ingilizler arsivleri arastirmaya koyulurlar.kendi arsivlerinin yanisira abd,sovyet ve osmanli arsivlerini de ararlar ancak soykirima dair en ufak bi ipucu bulamazlar ve sonunda devlet adamlarimiz serbest birakilir.

(Bu yazı, Bilgi Sözlük'te yazar olduğum dönemde tarafımdan yazılmış bir entrydir.)

13 Kas 2006

AB Usulü Demokrasi


uzun süredir söylenen, artık klişeleşmiş bir söz vardır ülkede: "abi böyle mi gireceğiz biz avrupa birliği'ne?" ve her seferinde onaylarcasına sallanan başlar, eleştirilen bir ülke... ve bu ülkeyi eleştirenler malesef bu ülkede yaşayanlardır ve işin daha acı yanı haklı olmalarıdır. ama enteresan bir nokta daha vardır, kendileri bu ülkenin gelişmesine, belini doğrultmasına ne kadar katkıda bulunmuşlardır o ayrı bir meseledir. "sokaktaki adam"ı sorgulamakla bir yere varılamayacağı, toplumsal olayları yorumlarken toplumun kendine özeleştiri getirebilmesi için toplumun ağırlıklı olarak bunu kabullenebilmesi kendimize güvenimizin gelebilmesi için şart gibi duruyor.

türk halkının (veya sevgili etnisite paranoyağı okurlar, türkiye halkının diyelim sizin için de) üzerinden atması gereken "toplumsal konularda kendine güven sorunu" artık siyasi alanda zıvanadan çıkmış durumda herkesin malumu. ceza yasaarı çıkıyor, modernleşmek için hukukun sopasına başvuruluyor. doğru yöntemlerden biri kanımca, ama sokaktaki linçler de bunlara tepki olarak doğuyor. malesef f tipi cezaevlerine karşı bildiri dağıtmayı amaçlayan tayad'lıların başına gelenler ne ilk ne son oldu, siyasi görüş veya yüz kızartıcı suç, bu gereksiz halk mahkemesi(!) gümbür gümbür! toplum "devlet vermezse cezayı, o halde biz cezalandırırız" mentalitesinde saldırmayı zanlıya veya gözündeki zanlıya müstehak görüyor. yani türkiye'de işin çivisi çıkmış durumda...

konuşmalar birbirini kovalıyor, ağızlar ishal olmuş durumda ve sürekli model alınan bir demokrasi tıpkı osmanlı'nın parçalanma sürecinde olduğu gibi. avrupa'dan ithal demokrasi, ama kullanma kılavuzu yabancı dilde ve biz (halkımızın tüm kesimleri) bi bok anlamıyoruz. türkçe'ye çevirttik ama bu sefer de ruhu yabancı, bi yerlerde tercüme edilemiycek birşeyler var ama nerde? veya tercüme gerekli mi?

tercümenin gerekli olup olmadığı şu soruyu taşıyor içinde: biz kendimiz demokrasiyi yakalayamaz mıyız? yani en azından bu ideali yakalamak için kendimiz iyi bir performans gösteremez miyiz? demokrasi izafi bir kavram ve idealine ulaşma hedefi içinde insanlık, tıpkı aşk gibidir demokrasi, tam bir metodu yok. kanunu yok. kitabı yok ama sen onu kafana koydun mu tıpkı bir ermiş edasıyla, o konuda birileri sana ağzını açamaz çünkü elinden geleni yapmaktasındır. mantık yöntem karmaşası işte bizi burada vuruyor.

gelmişler birileri, demokrasi verecekler. türkiye ab yolunda, ab demokratikleştirecek türkiye'yi. türk halkının da çok umrunda sanki, ama suç halkın değil tamamen. adama ab üyeliğini schengen vizesinden ve rahat hayattan ibaret gösterirsen, halk avrupa'nın değerlerini tıpkı demokrasiyi "demokrasi öle bişidir ki dadından yinmez" diyerek halka anlatan geçmişteki politikacılarımız gibi başarıya(!) ulaşırsın. işte halk, işte halkın gözünde demokrasi,halkın gözünde ab. halka bu tip "kritik" kavramları böyle anlatıyorsan ve aslında gerçek hayatta o kavramlarla ilgili olan olaylar hiç anlattığın gibi değilse, halkın refleksini mahvedersin ey politikacı, sonunda kendine güvensiz bir toplum ortaya çıkar.

ve şimdi halkımız ab'den demokrasi öğreniyor, peki bu ab demokrasi idealine ulaşabildi mi? hayır. ne ölçüde demokrasi uyguluyor, ideal mi? hayır. ab demokrasi kavramını kendi kendisine belirleme isteğiyle hareket ederken, acaba kendine yontmak şeklinde suistimal mi ediyor yoksa? evet? birkaç örnekle evet.

- hollanda'da yapılacak seçimler öncesi sözde ermeni soykırımını kabul etmeyen türk adayların listeden çıkarılması.

- sözde ermeni soykırımını inkar şeklindeki yasa tasarısı, inkar edersen içeri girersin. ifade özgürlüğüne bak be!

- daha kıbrıs sorunu çözülmeden ülkenin fiilen %63'ünü bünyesine alması, hem de %100 olarak. teori? pratik? houston, bir sorunumuz var!

- orhan pamuk davasına pek heyecanlı bir şekilde gözlemci niteliğinde temsilci gönderilirken, aynı gün görülen rektör aşkın davasında 200 küsur milyonluk ab ülkeleri nüfusundan bir allah'ın kulunun duruşma salonunda hazır olmak üzere görevlendirilmemesi.

- ab'ye onurlu üyelik isteyenleri ab'ye karşı gibi yorumlamak - alsana insan hakkı ihlali, provokasyonun dik alası.

kendi elleriyle bizzat "koydurduğu" 301. maddeyi gerekçe göstererek türk yargısını kendisinin hiç sorumluluğu yokmuş gibi suçlaması bu arkadaşların.

bunların yanısıra çok çarpıcı bir başka mesele: eğer ab'ye "dokunmayan" birşeyler yapıyorsan ve/veya söylüyorsan, o zaman ifade özgürlüğü senin en doğal hakkındır. ancak inanadığın değerler uğruna yaşarken ab'yi eleştirirsen, ne ifade özgürlüğü vardır ortada ne inanç özgürlüğü. (islamcı kitle sizi kastetmiyorum o ayrı bi mesele) hayatımıza ab müdahalesi, ab'ye karşıysan ve bunu belirtiyorsan ülkede göremezsin destek, çünkü sen demokrat değilsindir. tamam "demokrasi soyut bir kavram da benim üzerimdeki baskı neden bu kadar mantıktan soyut?" şeklinde bir soru soramazsın, sorsan da kimse duymuyor. neden? çünkü ab'ye gireceğiz. bir siyaset uzmanıyla röportaj var, e...... adlı erkek dergisinde. adamın tüm açıklamaları siyah üzerine beyaz yazılıyor, türkiye'nin ab'ye hiçbir zaman alınmayacağı düşüncesini belirttiği yerler ise nedense siyah üzerine bordo! çok mu paranoya yaptık özür dileriz! ab'ye karşı hiç azımsanmayacak bir kitle varken ülkede, hiç onların sesi taşınmadı medyaya. ama aramızda "neyimiz var neyimiz yok verelim yeter ki girelim" diyen ne kadar şuursuz varsa da en büyük kanallarda, enteresan. üstelik bu adamların sayısı da birkaçı geçmiyor, gözümüzde büyütüyoruz. eğer ermeni soykırımını desteklersen, veyahut herhangi bir şekilde bu ülkeye dokunan bir açıklama yaparsan -ki buna aşağılama da dahildir, rahat ol!- işte o zaman sen en demokrat adamsındır! ne güzel balayındayız ab ile, ne gereği var böyle şeylerin? ne güzel demokrasi getiriyor bize ab, 1982 anayasasını zımparalayarak heykel yapmaya çalışıyor ancak görünen o ki heykeli üzerine oturacakları bir memleket şeklinde yontuyorlar. al sana bi güzel "şark" sofrası... tanrıdan dilerim ki yarın öbürgün bu demokrasi taşımacılığı avrupa tarzından amerikan tarzına dönmez, demokrasi güzel, yorumları bombok!

işte bu noktada insan sormadan edemiyor: neden bu kadar büyüttük gözümüzde bir diğer toplum ve toplumları? biz beceremez miyiz? beceririz diyemem, çünkü hiç denemedik kendimiz birşeyler yapmayı. ama bilinen bir gerçek var ki mustafa kemal de son derece güzel bir şekilde özetlemişti bir sözünde, tarihte yabancıların tavsiyesiyle kalkınan, refaha eren hiçbir toplum yoktur.ve demokrasi de bu toplumun psikolojik sorunlarına dahildir...

10 Kas 2006

Kafamdaki artık ekranda...

Ne kadar zamandır diyodum ki "bi blog sayfası yapıyım, hissettiklerimi aktarıyım, düşüncelerimi belirtiyim, fotoğraflardan dilediğimi koyayım, yazılarımı yayınlıyım yani uzun lafın kısası bi şekilde kendimi ifade edeyim, dileyen arkadaşlar ziyaret etsinler, mesajları varsa yazsınlar, kafalarına ne eserse" işte bildiğiniz internet hedeleri. Ama neden bilmiyorum, kaç senedir internetteyim daha önce de web sitesi yapımıyla alakam oldu ama bu blog sayfasını yaparken de ilk günkü heyecanı taşıdığımı söylemeliyim. Sanıyorum ki bunun sebebi, artık yaşım 22 olduğu içindir, önceki site deneyimlerim de yaş deneyimiyle paralel gidiyordu ve sanırım bu sayfa artık hayatla koordinasyonu iyi olan bir insanın klavyesiyle yontulacak. Çok mu edebiyat yaptım? Dileyen çıkar sayfadan, nasıl fikir ama? Gayet pratik di mi? :)

Uzun lafın kısası, artık bu sayfa yayındadır. Sayfamla ilgili her türlü görüş ve önerinizi gerek blogda çıkacak yönergeleri izleyerek, gerekse email ile ulaştırabilirsiniz. Beğeneceğinizi umuyorum.

Sevgiler,

Bora